3 Ocak 2015 Cumartesi

Yazı Yazma Sanatı - Altın Kurallar - 1

.

Yazı sanatını ‘YAZMANIN OKULU’ (Schule des Schreibens Axel Andersson Akademi Hamburg)’dan öğrenelim:

ON BEŞ ALTIN KURAL

Her insan değişik yazsa da, herkes kendi çapında güzel yazı yazmak ister. Şimdi size başarılı bir yazar olma yolunda onbeş altın kural sunmak istiyorum.

1) Birinci cümleyi yazmadan önce, neyi, ne için, kime ve ne kadar uzunlukta yazacağınızı düşünün!

Bazı kimseler çok konuşur, hiçbir şey söylemez. Bazıları da çok yazar, hepsi amaçsız, faydasız. Bir konuyu yazmaya başlamadan önce insanın kendi kendisine sorması gerekir, "Niçin? Neden? Kime? Ne yazıyorum?" Yazılması gereken haber mi, yaşanan bir olay mı, veya düşünülen, tasavvur edilen bir konu mu, beni ve kimi ilgilendirir bu konu? Bu soruya cevap aramak demek, hem kendine, hem yayıncıya ve hem de okuyucuya yardım etmek demektir.

2) Yazdığınız konuya aşık olunuz! Onu çok iyi tanıyınız ve ona sadık kalınız!

Ilk önce “Meseleyi” yazın. Sonra tanıdığınız bildiğiniz şeylere geçin. Her bilirkişi, en başarılı yazar bile her konuyu bilemez. Kendi bildiklerine göre yazarsa da çok sürmeden “Kuru topraklarda” bulur kendini.

Birincisi: Kendi kafanızda. İkincisi: Arşivlerde, gazetelerde, mecmualarda. Üçüncüsü: Ansiklopedilerde, sözlüklerde, biografilerde, kütüphanelerde. Dördüncüsü: Internette. :)

Daha sonra ise “Nasıl Yazmayı Bilmek.” Bunun için gerekli olan ön şart "Yazma Sevgisidir.“

3) Fikirlerinizi bir düzene sokunuz.Tren misali bir rota çiziniz!

Bir çorba pişirir gibi her türlü sebzeyi bir tencereye doldurup, pişirmeyiniz. Yazdığınız konuyu satır satır düzene sokunuz. En önemlisi konunun ana hatlarını belirlemeniz. Sonra ise yan hatları. Herşey yerli yerine gelinceye kadar toplayınız, düzeltiniz ve içiçe yerleştiriniz. Roman, Film, Tiyatro, Radyo yayınları için de bu kural geçerlidir.

4) Kendiniz için Yazmayınız! Okuyucunuz için yazınız, Yani Basit! 

Her insan kendi dilini konuşur. Kimi zaman insanlar bilimsel yazar ve kimse bir şey anlayamaz. Kimi zaman da çok basit yazılır. İki şekil arasında bir sürü basamak vardır. Ama hepimizin çok sevdiği bir dil vardır ki, o dil basit, anlaşılır, kısa ve öz, zaman almayan, zorlamayan, açık ve yanlış anlaşılmayan bir dildir.

Bir noktayı başka türlü yazarsanız, okuyucu kaybedersiniz, eğer ama temelden başka türlü yazarsanız o zaman hepsini kaybedersiniz. :

Yazım kuralları içinde en çok zedelenen kural "Basitlik Kuralı“ dır. O yüzden yazılanlar çoğu zaman okunmaz. Kelimeler, cümleler, düşünceler mezara döner. Neden mi? Çünkü elimizdeki kağıt, önümüzdeki ekran, aniden bizi bizden uzaklaştırır da ondan. Kendimiz olmayı hemen unutuveririz. Konuştuklarımız bir cümleler curcunasına döner, okuduklarımız ise düzensiz bir Akordeona.

Büyük düşünceler basit şekle getirilemez mi? Evet, getirilir. Tüm büyük yazarlar bunu başarabilmişlerdir. Siz de başarabilirsiniz! Yazdığınız her cümleye karşı bir savaş açarsanız, cümleleri düzenlerseniz, aklınıza nasıl geliyorsa, öyle yazmazsanız! İşte orada gerçek anlamda “Basit yazma sanatı” başlar. Bu oldukça zor bir iştir.

Bize inanmıyor musunuz? O zaman Schoppenhauer´e inanın: "Hiçbir şey anlamlı düşünceleri herkesin anlayabileceği şekle getirmek kadar zor değildir.”

5) Başlık "Mıknatıs" gibi olmalıdır, Fakat başlangıç göz açmalıdır!

Başlık bir mıknatıs mı olmalı? CERAMS’ın yazdığı ‘TANRILAR, MEZARLAR, ALİMLER’i gibi yani. Tam milli piyangoyu tutturmak gibi. Bu kitapta her şey doğru idi, kitabın isminden tutun, içeriğine, yayınlanış tarihine ve okuyucunun okuma öğrenme ihtirasına kadar. Kitap roman olmasa da anlatım tarzı Cerams’ın ne kadar güzel tasvir ettiğini gösteriyor.

Alman’ların büyük düşünürlerinden Lessing bakın başlık hakkında ne demiş: Bir başlık "yıkanır bir kağıt parçası" olmamalıdır. ‘Ne kadar az yazının içeriğini ele verirse, o kadar iyidir’. Acaba Tolstoy’un ‘ANNA KARENINA’sı’ HAMSUN’un ‘VICTORIA’sı’ Thomas Mann’nın ‘BUDDENBROOKS’ kitapları başlıklarıyla mı meşhur oldular?

Yazar hemen başta okuyucusunun gözlerini açmasını bilmelidir. İlk etapta ‘MERAK’ uyandırmalıdır. Bir olayı anlatıyorsa, kimin, nerede, ne yaptığını anlatmalıdır. Ve neden, nasıl, ne yaptığını yazmalıdır.

Yazar bir cümleyle Thomas Mann ve Tolstoy gibi hemen olaya atlayabilir, suya atlar gibi. Veya Gabriel Garcia Marques gibi birinci cümleyle okuyucusunu kenetlemesini bilir ve onun kitabın sonuna kadar heyecanla birinci cümleyi takip etmesini sağlar. :

6) Sadece parmaklarınızla yazmayınız, beş duyu organınızın beşini de kullanınız!

Siz görebiliyor, tadabiliyor, koklayabiliyor, hissedebiliyorsunuz değil mi? Okuyucularınız da aynısını yapabiliyor. Ancak ne var ki, bazı yazarlar bunu unutuyorlar.

Her dil kendine göre zengindir. Dilleri bir restorana benzetebiliriz. Bu restoranın mutfağında bir yemek nasıl pişirilir, nasıl kızartılır, nasıl tabağa konur ve nasıl servis edilirse, güzel yazı sanatı da aynı özellikleri taşır. 

Yazarken okuyucunun beş duyusunu canlandırmalısınız. Anlatım tarzınız sadece bir duyuya hitap etmemeli.


(derlenen kaynak: http://yaziyaratimi.blogspot.com.tr/) 

Hiç yorum yok: