3 Ocak 2015 Cumartesi

Yazı Yazma Sanatı - Altın Kurallar - 2

.

(...devam)


7) Yabancı kelime kullanmazsanız, okuyucularınız size minnettar olur. Türkçe yazıyorsanız, Türkçe yazın, Almanca yazıyorsanız Almanca yazın lütfen! Yabancı kelimeler ‘Yanlış bozuk para’ gibidirler, okuyucu hemen anlar o paraların geçmediğini. En çok yabancı kelime kullananlar sosyologlar, psikologlar, politologlardır. Bazı yazarlar 400 sayfalık eserler yazarlar. Onların yazdığı anlaşılmaz dil ‘Basit’ bir dille yazılsa, 100 sayfa bile etmez söylemek istedikleri. Aynı şey ekonomistler için de geçerli. Bazıları da yabancı kelimeleri siper olarak kullanıp, aslında bir şeyi bildiklerini göstermeye çalışırlar. Bazıları da LUHMANN gibi anlaşılmak istemezler. Nıklas LUHMANN’nın bıraktığı ‘Sistem Teorisini’ dünyada anlayan pek az kişi vardır. O, gerçekten üç beş kişinin kendisini anlamasını istemiş. Belki de çoğunluğu hor gördüğünden!

8) Nesnelerle Savaşınız! Bildirge yapmayınız, bildiriniz! Açıklama yapmayınız, açıklayınız! Sınırınızı bilip, bilinçlendiriniz okuyucuyu. Kardeşinize sevgi hazırlamayınız, ona sevgi veriniz! Fikriniz için ilgi uyandırmasanız da, milletin fikirlerinize sıcak bakmasını sağlayınız! Nesneler her dilde kanser hücresi gibidirler: Kelime üretimi, başka birşey değil.

Nesneler yerine ‘YÜKLEM’ kullanınız. Fiiller her zaman cümlelere can katar.

Bu hastalığa karşı ise sizin elinizdeki silah ‘Kırmızı kaleminizdir.’ Onu kendinize arkadaş ediniz. Eğer kırmızı kaleminizle iyi bir dostluk kurabilirseniz okuyucunuzun da dostu olursunuz. Bir örnek vermek gerekirse:

JULIUS CESAR şöyle yazmamıştır: Olay yerine geldikten ve şartları teşhis ettikten sonra, Zafer kazanmamız mümkün olmuştur. Hayır, o şöyle söylemiştir: "Ben Geldim, Gördüm ve Kazandım!"

Bir başka örnek: ‘İnsan Şeytanın resmini duvara çizerse, şeytan görünür’. (Alman Atasözü) Orada ama şöyle denmiyor: ‘Şeytanın resmini duvara çizdikten sonra şeytanın gelme olasılığı tehlikesi doğmuştur’.

Elinize bir makale alın. Herhangi bir gazete parçası ve kırmızı kaleminizle bakın o yazılara. Kaç tane "Vır, vır, vır!" görürseniz silin o "vır vırları." Bunu gerçekten yapın!

"Basit, Öz ve Okunur" bir Türkçe yazmanın yolu kırmızı kalemden geçer.


9) Yazdığınız her ne ise "Nefes" almalıdır! Bakın VOLTAIR ne demiş: ‘Yazı her çeşit yazılır, bir tek sıkıcı yazılamaz!’

Yazı okunmak için yazılıyorsa, kendi kendine konuşur gibi yazılmamalıdır. En kuru konuyu bile işleseniz, okuyucu söylemek istediklerinizi öğrenmek ve benimsemek ister. Öğretirken de, açıklarken de okuyucuyla sohbet etmelisiniz. Zevkle dinlemek, ancak zevkle yazmakla mümkündür. İyi bir aşçı kokuşmuş bir deri parçasıyla da güzel bir yemek pişirir. Yani okuyucuda bir tad bırakmalı yazdıklarınız. Önünüzdeki boş kağıda konuşmadan önce o hazzı vermeye çalışmalısınız. Okuyucuyla bir ikili konuşma köprüsü kurmalısınız! LESSING’in ‘ANTI- GOEZE’ eserinde yaptığı gibi. Yazar sanki bir Parlamento Debatı yazmış: Hitap, çağrı, eleştiri, karşı koyma, soru üzerine soru, cevap üzerine de cevaplar.

İkili konuşmanın ustası olunuz! Dilerseniz karşınıza bir ayna koyun ve aynayla konuşur gibi yapın. Yazarken yaşadığınızı görürsünüz. Bu çeşit yazma ‘HAYAT DOLU YAZMAKTIR. NEFES ALAN YAZI YAZMAKTIR.

10) Cümlelerinizi öyle yerleştirin ki Otursunlar! Çok basitmiş gibi görünür ama, herkes bu işi beceremez. Belki de hiç kimse cümleleri tam yerlerine oturtamaz. Mesela bazı yazarlar vardır, bir cümleyi defalarca değiştirirler, tıpkı her sahneyi yüz kere çevirten Rejisörler gibi. Charly Chaplin mesela kör bir kadından çiçek satın alma sahnesini tam yüz kez yeniden çevirtmiştir. Ta ki mükemmel bir alış-veriş sergileyinceye kadar.

Ancak birçok cümleyi tutup, atmakla tabi ki ne Charly Chaplin ne de Thomas Mann olabilirsiniz.

Schopenhauer özetle şöyle söylemiş: "İnsanoğlu bir anda bir düşünceyi düşünebildiğinden, stilistikteki temel bir kural, aynı anda bir çok düşünceyi yansıtmamak olmalıdır. Okuyucudan iki veya daha fazla düşünce anlaması beklenemez. Düşünceleri dolap gibi birbirine dolamak demek altı şeyi bir anda söylemek içindir. Halbuki en doğru şey, bir şeyi diğer şeyin ardından söylemekten geçer. Schopenhauer' ın demek istediğini Adalbert Stifter çok güzel sergilemiş:

"İnsan, gül evinden tepeye doğru kiraz ağacının bulunduğu yere, kuzeye doğru giderse, bir çayırlığa gelir, içinden bir dere geçen çayırlıkta arkadaşım meşe ağaçları yetiştirir ve onlardan arkadaşım kışlık odun ihtiyacını giderir, onun yanısıra da o ağaçları atölyesinde kereste ve mobilya yapımında kullanır."

Adalbert ne kadar güzel tek tek düşüncelerini sıralamış. Ludwig Reiners bu stilde insanın bir kitabı bir cümle ile yazabileceğini iddia etmiş.

Bir cümlenin ne kadar uzun olması gerektiğini kestirmek mümkün değildir. Bismark ‘Düşüncelerim ve Hatıralarım’ kitabında 34 kelime kullanmış. Heinrich Böll 31 kelime, Max Frisch ise 19 kelime kullanmış, genel olarak.

Bir cümlede kısa ve uzunları karıştırıp, 15-20 kelime kullanırsa insan en doğrusunu yapar. Ancak döner dolaplardan kaçınılmalı, birbirine bağlı bir yığın cümle kurmamalı.

11) Kırmızı kaleminizi paragraf yapmak için de kullanmalısınız! Yolculuk planınızda bir istasyondan diğerine giderken bazen durmanız gerekir, bazen de istasyon olduğunu bilir, durmazsınız hızlı bir trenin her durakta durmadığı gibi. Okuyucularınız ama bazen nefes almak isterler, o yüzden her 12-15 ‘inci cümlede bir paragraf konulması, bir düşünme molası vermek gerekir. Birçok paragrafın da arasına bir veya en çok iki cümleli paragraflar konulmalıdır. Çünkü okuyucu da yazar gibi dinlenerek, okumak ister.

12) Cümlelerinizde cimri olun! Az ve Öz yazın! Fransız filozof VAUVENARGUES ‘En iyi yazarlar bile çok konuşuyorlar!’ demiş.

SCHOPPENHAUER da şöyle buyurmuş: ‘Her kim ki sonraki dünyaya seyahate çıkmak isterse, yanına fazla ağır bir bagaj almamalıdır.’ Bununla şu kastediliyor: Her fazla ünite, her fazla paragraf, her fazla cümle, her fazla harf atılmalıdır.

Ludwig Rainers, "fazlalıkları çıkartma sanatı" üzerine şunları söylemiş: ‘Fuzuli herşeyi atmak, zaruri herşeyi de bir kez söylemek; bu basit sanatı ne yazık ki, tüm yazarların onda dokuzu bilmez’.

Birinci, ikinci ve üçüncü nüshanızda çizdiğiniz her cümle yazınıza yalınlık, düşüncelerinize açıklık katar, emin olunuz!

13) Açık bir dille yazın! 

TOLSTOY bunu şöyle açıklamış: ‘Ne düşünürseniz düşünün, ama öyle bir şekilde düşünün ki, sizi herkes anlayabilsin. Açık ve basit bir dille konuşulan veya yazılan hiçbir şey kötü olamaz’.

Sisli bulutlu, kapkara, konuşanlar, aslında kimsenin kendilerinin bir şey bilmediklerini sezinlememeleri için öyle bulanık konuşurlar. Her kim ki açıkça düşünebiliyorsa, açık ta yazabilir. Karanlık ve anlaşılamamazlık kötü bir belirtidir. Yüzde 99 düşüncenin belirsiz oluşundan kaynaklanır. İnsan düşünebiliyorsa, düşüncesini açıkça bir anlamda söyleme kabiliyetine sahiptir. Çift ve birçok anlam kullanmalar, birbirine bağlı zincirler üretmeler esasen o kişilerin söyleyecek bir şeylerinin olmadığının göstergesidir.

14) Kulaklarınızla yazın! Kulaklarla yazmak demek, yazdığınızı yüksek sesle okumak demek. O zaman nerede, ne hata olduğunu daha iyi kavrar insan.

Bu kuralı yerine getirmenin en güzel yolu, yazdığınızı bir kasete almaktır. Sesinizi aldığınız kasete birkaç gün dokunmayın. Sonra elinize yazdığınız yazıyı alın ve kaseti dinleyin. O zaman kırmızı kaleminizi nerelerde kullanmanız gerektiğini anlarsınız.

15) Son Cümlenizin Noktası gerçek son değildir. Bazıları yazının sonunu hiç zor görmezler. Bazıları da ‘Bitirmek başlamaktan zordur,’ derler. Hangisi doğru acaba? Ne o, ne de diğeri. Eğer bilimsel bir çalışma yaptı iseniz, bitirmek en kolay iştir. Önemli cümlelerle özetler, bitirirsiniz. Biraz da gelecekteki gelişmelerin neler olacağını bildirirsiniz. Ancak eğer bir şeyler anlattı iseniz, o zaman sona gelmek biraz zordur.

Bu konuda bir tavsiye vermek gerekirse: Örnek yazarların eserlerine bakınız; onlar yazılarını nasıl bitirmişler?

(derlenen kaynak: http://yaziyaratimi.blogspot.com.tr/) 

Yazı Yazma Sanatı - Altın Kurallar - 1

.

Yazı sanatını ‘YAZMANIN OKULU’ (Schule des Schreibens Axel Andersson Akademi Hamburg)’dan öğrenelim:

ON BEŞ ALTIN KURAL

Her insan değişik yazsa da, herkes kendi çapında güzel yazı yazmak ister. Şimdi size başarılı bir yazar olma yolunda onbeş altın kural sunmak istiyorum.

1) Birinci cümleyi yazmadan önce, neyi, ne için, kime ve ne kadar uzunlukta yazacağınızı düşünün!

Bazı kimseler çok konuşur, hiçbir şey söylemez. Bazıları da çok yazar, hepsi amaçsız, faydasız. Bir konuyu yazmaya başlamadan önce insanın kendi kendisine sorması gerekir, "Niçin? Neden? Kime? Ne yazıyorum?" Yazılması gereken haber mi, yaşanan bir olay mı, veya düşünülen, tasavvur edilen bir konu mu, beni ve kimi ilgilendirir bu konu? Bu soruya cevap aramak demek, hem kendine, hem yayıncıya ve hem de okuyucuya yardım etmek demektir.

2) Yazdığınız konuya aşık olunuz! Onu çok iyi tanıyınız ve ona sadık kalınız!

Ilk önce “Meseleyi” yazın. Sonra tanıdığınız bildiğiniz şeylere geçin. Her bilirkişi, en başarılı yazar bile her konuyu bilemez. Kendi bildiklerine göre yazarsa da çok sürmeden “Kuru topraklarda” bulur kendini.

Birincisi: Kendi kafanızda. İkincisi: Arşivlerde, gazetelerde, mecmualarda. Üçüncüsü: Ansiklopedilerde, sözlüklerde, biografilerde, kütüphanelerde. Dördüncüsü: Internette. :)

Daha sonra ise “Nasıl Yazmayı Bilmek.” Bunun için gerekli olan ön şart "Yazma Sevgisidir.“

3) Fikirlerinizi bir düzene sokunuz.Tren misali bir rota çiziniz!

Bir çorba pişirir gibi her türlü sebzeyi bir tencereye doldurup, pişirmeyiniz. Yazdığınız konuyu satır satır düzene sokunuz. En önemlisi konunun ana hatlarını belirlemeniz. Sonra ise yan hatları. Herşey yerli yerine gelinceye kadar toplayınız, düzeltiniz ve içiçe yerleştiriniz. Roman, Film, Tiyatro, Radyo yayınları için de bu kural geçerlidir.

4) Kendiniz için Yazmayınız! Okuyucunuz için yazınız, Yani Basit! 

Her insan kendi dilini konuşur. Kimi zaman insanlar bilimsel yazar ve kimse bir şey anlayamaz. Kimi zaman da çok basit yazılır. İki şekil arasında bir sürü basamak vardır. Ama hepimizin çok sevdiği bir dil vardır ki, o dil basit, anlaşılır, kısa ve öz, zaman almayan, zorlamayan, açık ve yanlış anlaşılmayan bir dildir.

Bir noktayı başka türlü yazarsanız, okuyucu kaybedersiniz, eğer ama temelden başka türlü yazarsanız o zaman hepsini kaybedersiniz. :

Yazım kuralları içinde en çok zedelenen kural "Basitlik Kuralı“ dır. O yüzden yazılanlar çoğu zaman okunmaz. Kelimeler, cümleler, düşünceler mezara döner. Neden mi? Çünkü elimizdeki kağıt, önümüzdeki ekran, aniden bizi bizden uzaklaştırır da ondan. Kendimiz olmayı hemen unutuveririz. Konuştuklarımız bir cümleler curcunasına döner, okuduklarımız ise düzensiz bir Akordeona.

Büyük düşünceler basit şekle getirilemez mi? Evet, getirilir. Tüm büyük yazarlar bunu başarabilmişlerdir. Siz de başarabilirsiniz! Yazdığınız her cümleye karşı bir savaş açarsanız, cümleleri düzenlerseniz, aklınıza nasıl geliyorsa, öyle yazmazsanız! İşte orada gerçek anlamda “Basit yazma sanatı” başlar. Bu oldukça zor bir iştir.

Bize inanmıyor musunuz? O zaman Schoppenhauer´e inanın: "Hiçbir şey anlamlı düşünceleri herkesin anlayabileceği şekle getirmek kadar zor değildir.”

5) Başlık "Mıknatıs" gibi olmalıdır, Fakat başlangıç göz açmalıdır!

Başlık bir mıknatıs mı olmalı? CERAMS’ın yazdığı ‘TANRILAR, MEZARLAR, ALİMLER’i gibi yani. Tam milli piyangoyu tutturmak gibi. Bu kitapta her şey doğru idi, kitabın isminden tutun, içeriğine, yayınlanış tarihine ve okuyucunun okuma öğrenme ihtirasına kadar. Kitap roman olmasa da anlatım tarzı Cerams’ın ne kadar güzel tasvir ettiğini gösteriyor.

Alman’ların büyük düşünürlerinden Lessing bakın başlık hakkında ne demiş: Bir başlık "yıkanır bir kağıt parçası" olmamalıdır. ‘Ne kadar az yazının içeriğini ele verirse, o kadar iyidir’. Acaba Tolstoy’un ‘ANNA KARENINA’sı’ HAMSUN’un ‘VICTORIA’sı’ Thomas Mann’nın ‘BUDDENBROOKS’ kitapları başlıklarıyla mı meşhur oldular?

Yazar hemen başta okuyucusunun gözlerini açmasını bilmelidir. İlk etapta ‘MERAK’ uyandırmalıdır. Bir olayı anlatıyorsa, kimin, nerede, ne yaptığını anlatmalıdır. Ve neden, nasıl, ne yaptığını yazmalıdır.

Yazar bir cümleyle Thomas Mann ve Tolstoy gibi hemen olaya atlayabilir, suya atlar gibi. Veya Gabriel Garcia Marques gibi birinci cümleyle okuyucusunu kenetlemesini bilir ve onun kitabın sonuna kadar heyecanla birinci cümleyi takip etmesini sağlar. :

6) Sadece parmaklarınızla yazmayınız, beş duyu organınızın beşini de kullanınız!

Siz görebiliyor, tadabiliyor, koklayabiliyor, hissedebiliyorsunuz değil mi? Okuyucularınız da aynısını yapabiliyor. Ancak ne var ki, bazı yazarlar bunu unutuyorlar.

Her dil kendine göre zengindir. Dilleri bir restorana benzetebiliriz. Bu restoranın mutfağında bir yemek nasıl pişirilir, nasıl kızartılır, nasıl tabağa konur ve nasıl servis edilirse, güzel yazı sanatı da aynı özellikleri taşır. 

Yazarken okuyucunun beş duyusunu canlandırmalısınız. Anlatım tarzınız sadece bir duyuya hitap etmemeli.


(derlenen kaynak: http://yaziyaratimi.blogspot.com.tr/)