10 Nisan 2014 Perşembe

Sayın Aziz Nesin... Söyleşiler'den derleme

.

YAZARLARIN İŞLEVİ / SİZİ ETKİLEYEN YAZARLAR ...

Bana göre paradoks, orijinal (özgün) görünmek için orijinal olmaya özenmektir. Oysa özgünlüğün amacı özgün görünmek değil, önceden bilinen herhangi bişeyin bilinmeyen bir başka yüzünü bulup onu yeni bir biçimde göstermektir. Özgün olayım derken paradoksa düşen yazarlar çoktur. Ben hep yalından ve çok bilinenden yanayım. Örneğin benim için dünyanın hiç modası geçmeyen en güzel dizesi, şimdiye dek ençok söylenmiş ve en yalın söz olan “Seni seviyorum” sözüdür. “İki kere iki dört eder” sözü de çok yalın ve çok söylenmiş olduğundan benim için şiirdir. Binlerce yıllardan beri söylenmiş bu yalın sözlerin şiir olmaları, o sözlerin söylendiği durumdan ileri geliyor. Örneğin iki sözcüklü o çok yalın “Seni seviyorum” sözü öyle yer, öyle zaman ve öyle koşulda söylenir ki, o söz birden şiirleşiverir.
Herkesin yıllardan beri kullandığı, yine de hiç eskimeyen, modası hiç geçmeyen o yalın olan sözleri yeğlediğim için, çağımızda yazarların işlevinin ne olduğu ve ne olması gerektiği sorusuna yıllardan beri verilmiş olan yanıta katılıyorum. Bu konuda hiç de özgün olmak istemiyorum.
Yazarların işlevi, çağının tanığı olmakla kalmayıp tanığı olduğu çağını yorumlaması ve yorumlamakla da kalmayıp yapıtlarıyla, önce kendinden başlayıp, çevresine, ortamına, halkına, giderek bütün dünya insanlarına tarihsel gelişim doğrultusunda ve estetik ölçü, biçim ve biçemlerle, değişme ve değiştirme özlem ve istemini vermektir. Yazar, başta kendi olmak üzere okurlarını kendilerini ve koşullarını değiştirmeye özendirmelidir yapıtlarıyla. Çünkü her yaşanan zaman, uzun vadede yaşanılacak zamandan kötüdür. Yazarlar, o iyi ve güzel geleceği ivmeleştirmeye çalışanlardır. Buyüzden zamanı durdurmaya, olan durumu olduğu gibi korumaya çalışan iktidarlarla sürekli çatışma içindedirler.
Bir okur, iyi bir kitabı okuduktan sonra o kitabı okumadan önceki durumuna göre kendinde bir artım duyumsamalı, kendini ve ortamını, giderek toplumsal yapıyı değiştirme istemi duymalıdır. Bence yazarın işlevi budur ve olmalıdır. Beni çağımın sorumunu duymam bakımından etkilemiş olan yazarlar, başta Nâzım Hikmet olmak üzere, Tevfîk Fikret, olumsuz yanlarını da bilerek Abdullah Cevdet’tir. Etkilerinin bilincinde olamadığım daha başka yazarlar da olabilir. Üzerimdeki olumlu etkisi yüzünden kendimi Nâzım Hikmet’e hep borçlu duyumsamışımdır. Nâzım5ın üzerimdeki etkisi daha çok düşünsel yönden olmuştur.
Bana çağımın sorumunu duymam gerektiğini anlatan, öğreten dünya yazarları pekçok. Örneğin Zola, Victor Hugo, Tolstoy, Saltikov Sçedrin, vb… Ustam olarak benimsediğim favori yazarım Çehov’dur.
Söyleşiyi yapan: İlhan Alkan, Nesin Vakfı,30 Eylül 1987
Bilim ve Sanat Dergisi, Kasım 1987
Kaynak Kitap: İnsanlar Konuşa Konuşa / Söyleşiler, Aziz Nesin, Nesin Yayınevi, Eylül 2012, sayfa 16-17


KİTAPLARINIZI NASIL YAZARSINIZ...

— Kitaplarınızı nasıl yazarsınız, efendim?
Kâğıtlara eski yazıyla yazarım.
—Yani daktilo kullanmaz mısınız?
Kullanırım ama sonra kullanırım. Önce kâğıda el yazısıyla eski Türkçe olarak yazarım. Sonra onu gözden geçirip bir başka kâğıda yeniden eski Türkçe olarak yazarım. Ondan sonra daktiloyla yazarım. Sonra bunu da bikez daha daktiloda yazarım. Yani enaz dört kez yazıyorum.
- Bir şeyi en az dört kez yazmak sizin çapınızda bir yazar için çok olmuyor mu?
 Doğru söylediniz. Aslında sanıldığının tersine, ben çok zor yazıyorum. Yani ben kolayca yazan bir adam değilim. Ama bütün boş zamanlarımı yazmakla geçirdiğim için, çok yazmamın nedeni odur. Ama ben kolay okutan bir yazarım. Onun için karıştırıyorlar birbirine. Yani bir yazının kolay okunması, o yazının kolay yazıldığını göstermez. Tam tersine eğer bir yazı kolay ve rahat okunabiliyorsa, yazar o yazının veya o kitabın üzerinde çok çalışmış çok yorulmuş demektir. Ben gerçekten çok yorulurum, Örneğin şurada bir öykü var. Bu öyküyü 1965 yılında kurmuşum. Ben onu ancak bir hafta önce yazabildim. Size şunu da söyleyeyim romanlarımı beş altı kerede yazarım. Oyunlarımda ise, onbeş yirmi kez yazdıklarım olmuştur. Yani zannettiklerinin tersine, ben çok zor yazan bir yazarım. Dün çok basit bir yazıyı üç kez yazdım. Ayrıca daktiloya da çekmedim. Eğer çekseydim, dördüncü kez yazılmış olacaktı.
—Peki eski Türkçe yazmak daha mı kolay oluyor? Niçin eski yazıyla yazmayı tercih ediyorsunuz?
Birincisi alışkanlık var. İkincisi ise benim elimde 1950 yılından beri yazar hastalığı var. Kramp var. Bu psikolojik bişey. Ben çok yazdığım zaman, elim direniyor benim.
—Yazmamak için mi direniyor?
Evet, yazmamak için direniyor. 1950 yılında hapishanede başladı. O zamandan beri çekiyorum ben bunu. Onun için de, tükenmezle değil yumuşak kalemle yazabiliyorum. Psikolojik bişey ama bunu bitürlü yenemiyorum. Bu nedenle de, aslında benim yazım çok güzel olduğu halde, çok çirkin yazıyorum. Öyle ki, aradan bir yıl geçse kendim okuyamam. Bu yüzden de, eski Türkçe yazınca bana daha kolay geliyor.
— Peki kitaplarınızın çatısını ve konusunu kafanızda önceden uzun uzun oluşturuyor musunuz?
Evet, kesinlikle öyle. Onun için benim bütün kitaplarım, öykülerim, bütün yazılarım on onbeş yıl bekler. Birdenbire yazdığım bir yazı yoktur. Yazı benim kafamda önce gelişir ve oluşur. Yazıncaya kadar, aradan yıllar geçer. Onun için, ben öldüğüm zaman ileride yazılması gereken yüzlerce, binlerce şey kalacak. Bunların çatısı var, ana hatları kafamda var, notları dosyalarımda var.
—Ama siz öldükten sonra bunları birileri yazabilir mi?
Hayır, hiçkimsenin işine yaramaz.
72 Yaşındaki Aziz Nesin’e Göre, Söyleşiyi Yapan: Emin Çölaşan, Hürriyet Gazetesi, 1 Mart 1987
Kaynak Kitap: İnsanlar Konuşa Konuşa / Söyleşiler, Aziz Nesin, Nesin Yayınevi, Eylül 2012, sayfa 198,199


Hiç yorum yok: