11 Aralık 2013 Çarşamba

Dil, Anlam, Sözcükler

.

DİL, ANLAM, SÖZCÜKLER..



“Dünya, güzel bir kitaba varmak için yapılmıştır.”
Stephane Mallarmé

Ömer Aygün, “Profil”in 156. sayfasında aktarıyor:
Valéry’nin anlattığına göre, Degas bir sone yazmak için cebelleşirken Mallarmé’ye “Oysa bir sürü fikir var aklımda” yollu bir söz söyleyince, şair ona şu yanıtı vermiş: “Şiir fikirlerle değil, sözcüklerle yazılır.”
Özdemir İnce de burada bir çeviri hatası olduğunu, bu cümlenin aslında “dize fikirlerle değil, sözcüklerle yazılır.” biçiminde düşünülmesi gerektiğini söyler. Çünkü ona göre dize (le vers) sözcüğü her ne kadar şiir kavramını içerse de bu cümlede dize ile şiir kavramları eşanlamlı kullanılmamıştır. (1)
Tam da bu noktada aşağıdaki soruların yanıtlanması gerekir. Zira aksi halde bu cümle, Özdemir İnce’nin de paylaştığı gibi, şiirin “anlamsız”, hatta “saçma” olduğu gibi bir anlayışa kadar uzanabilir.
Şimdi sorularımız:
1- Sözcük nedir?
2- Sözcükle nesneler arasında temel bir ayrım var mıdır?
3- Sözcük ve anlam arasındaki bağ nedir?
4- Bir sözcüğün iç ve dış anlamları deyince ne anlamamız gerekir?
5- Sözcük olmadan düşünce olur mu? vb şeyler...
Sözcük, bana ve birçok dilbilimciye göre, belirli bir anlamı olan ve cümle kurmaya yarayan en temel anlatım aracıdır. Sözcük, dilin kapısını açan becerikli bir anahtardır ayrıca... İnsan; sözcükleri kullanarak, sevgisini, acısını, düşüncesini, arzularını, nefretini, yaşadığı iğrençlikleri, boğuntuyu, bulantıyı, bunaltıyı anlatır. Bu kavramların her birinin ayrı birer ses imleri, tınıları vardır. İnsan, nasıl mutsuz bir “an”ı, “anı”yı gülerek anlatamazsa, sevinç ve huzur veren bir “olay”ı da ağlayan bir ses tonu ile anlatamaz. Dil buna deniyor işte.
O zaman, her sözcüğün iki ayrı yönü vardır.
Örneğin masa.
Nedir masa?
Tahtadan, demirden, profilden, ya da başka şeylerden yapılmış ve insanın farklı yerlerde işini gören bir nesne.
Bu, masanın dış görüntüsüdür, insan beynine ilk yansıyan da budur.
Sonra nedir masa?
Yapılması için ormandan atölye kadar uzanan bir emek ve üretim süreci isteyen ve üzerinde, etrafında birçok duygu ve düşüncenin paylaşıldığı, bende olduğu gibi belki de bir üretim aracı...
Öfkeler, sevinçler, ayrılıklar, dünyayı yeniden kurma ve paylaşım hayalleri hep bir masa kenarında konuşulmaz mı?
İşte bu da masanın ruhudur, yani anlamıdır.
Yani efendim, sözcükler yardımıyla dile ve anlama ulaşırız. Anlamın da duygu ve düşüncenin olabilecek bütün biçimlerini içerdiğini, sanıyorum hemen herkes biliyordur.
Şu içerlek soruyu da sorabiliriz artık.
Sözcükler ve nesneler birbirlerinden bağımsız şeyler midir?
Hayır değildir!
Sözcük olmasa, nesneyi nasıl anlatırız?
Sözcük, yukarıda da söylendi, sestir çünkü, dildir.
Benim kedilerim her durum için aynı ya da benzer sesleri çıkarıyorlar; çünkü onlar daha sözcüklerle konuşmayı öğrenmediler, öğrenemediler.
Öğrenirler mi? Bilemiyorum.
Ama, insan bunu çoktan öğrendi.
Ve bir konuşmanın ya da bir yazının “lafzına ve ruhuna”, sözcükleri kullanarak ulaşıyor.
Nesneden sözcüğe-sözcükten nesneye..
İşte konuşurken, dinlerken, anlarken, anlamaya çalışırken ve en önemlisi yazarken başvurulacak tek ve temel yöntem bu. Bir çeşit kılavuz, yol gösterici..
Sözü burada, Doğan Aksan’a bırakmak gerekiyor:
“Kelimeler olmadan düşünce olamayacağına, kelimeler kavramlarla birlikte oluştuklarına ve kelimenin ses yönü ile, ruh-düşünce yönü birbirinden ayrılmadığına göre, anlam konusunda kelimeyi esas alarak ondan hareket etmek, kavramı, çeşitli anlamları ona bağlı olarak açıklamak yanlış bir tutum olmamalıdır.” (2)
Çünkü kelime (yani sözcük), sesle, o sese ait olan kavramın bütünlüğünde vardır. Onun için sözcük, dil çalışmalarında, yani anlama uzanan yolda, karşımıza çıkan ilk birim öğedir.
Neden?
Zira, sözcük, temsil ettiği nesnenin sahip olduğu bütün anlamlarını bize verir.
Sözcük ile düşünce birbirlerini dışlamaz. Eğer bu önermenin tersi doğru olsaydı, dil bir derdin, bir tasanın aktarıcı olmaktan çıkardı ve dil birtakım anlamsız sesler yığını haline gelirdi.
Sözcük dilse eğer -ki öyledir- anlamın kendisidir.
Temel anlama sözcükle ulaşılır.
Bunun da ötesinde yananlamlar, çokanlamlılık, tasarımlar, duygu potansiyeli ve yükü, sözcükte gizli bir hazine gibi vardır, saklıdır; has şairler de bu zenginliğe dil yardımıyla varabilen insanlardır.
Şiir sadece olumlu duygu ve düşünceleri anlatmaz ki!
Bununla birlikte ve belki de bunlardan daha çok şiire olumsuzluk egemendir.
Sıradan okur hep sorar:
Neden hep umutsuzluk?
Hayatımıza yön veren bileşkenin içinde olumsuzluk öğeleri fazla da ondan!..
Ne bunlar?
Kin, haset, kıskançlık, nankörlük, acıma, iğrenti, tiksinme, bayağılık, korkular vb şeyler.
Böyle bir dünyada yaşayınca da, şair beynine yansıyan şeyler olumsuzluk ve umutsuzluk oluyor elbette.
Hayat insanı (şairi) nasıl besliyorsa, sözcük ile düşünce, sözcük ile anlam öyle beliriyor. Ve bu da olağan.
Daha iyi bir dünyada daha iyi bir toplumsal yapı içinde umudun da şiiri yazılacak kuşkusuz; bundan hiç endişem olmadı, olmayacak!..
Yazının başından beri aslında bu sorunun yanıtını arıyorum. Yani bir sözcüğün iç ve dış anlamları, ara anlamlar, yananlamlar, çokanlamlılık, zevahir ve ruh...
Masa örneğinde yazdıklarımı burada yinelemek istemiyorum; ama şunu ekleyebilirim yalnızca: Masanın ruhuna, yani anlamına ulaşmak, çeşitli boyutlarıyla hayata ulaşmaktır aslında...
Siz de isterseniz, bu yazıda benim yaptığım gibi, nesneleri alın ve onların varlık nedenlerini soyuta doğru götürün. Bakın nasıl, biraz yorularak da olsa hayatla yüzleşeceksiniz.
Pek eğlenceli bir oyun değil bu belki ama, bence denemeye değer yine de.
Öyle değil mi?
Sözcük olmadan düşünce olmaz.
Nesne olmadan sözcük olmaz, sözcük olmadan anlam olmaz, anlam olmadan dil olmaz.
Şiir olmaz.
Yani hayat olmaz.
Sözcükle ilgili soruları yanıtladığımı sanıyorum. Özetle; hayat varsa şiir vardır, çünkü nesne(ler), sözcük, anlam ve dil vardır.
Gelelim yazının başındaki, Stephane Mallarmé’ye ait cümleye:
“Şiir, fikirlerle değil, sözcüklerle yazılır” ya da üstat Özdemir İnce’nin -en azından benim için öyle- anladığı gibi “dize düşüncelerle değil sözcüklerle yazılır.”
Böyle mi gerçekten? Yani şiir, anlamdan ayrı bir yerlerde duran sözle mi, sözcükle mi yazılır?
Veya sözü, sözcüğü, metinden, anlatıdan ayırmak doğru mudur?
Sanmıyorum.
Yüz elli-iki yüz yıl önce belki bu mümkündü; zira o yıllarda sözcük, hem konuşma dilinden hem de yazı dilinden ayrı ele alınabiliyordu; ama artık günümüzde sözcüğü, dilden, anlamdan ayrı yerlerde görmek, dilsel ve söylemsel işlevinden ayırmak olur.
Sözcük, ilk bakışta insana, tek başına, bağımsız bir unsur gibi görünebilir. Öyledir de. Ama bu, sözcük’ün, şiirsel bir işlev kazanması, bulunduğu yerden alınması ve ses ve anlam ağlarının örülmesiyle mümkündür.
Başka türlü anlama ulaşamaz ki şair.
Kelimeler (sözcükler) cümle ya da dize içinde anlam kazanırlar çünkü.
Anlam ve ses katmanlarından ayrı bir yerde unutulan bir sözcük nedir ki?
Belki yalnızca bir çağrışım, bazen o bile değil.
Örneğin taş.
Bir sözcük ve bir nesnenin “vekili” belki de.
Ama örneğin; bu sözcüğü “taş yerinde ağırdır” gibi çok bilinen bir atasözünde kullanırsak, ya da Serdar Ünver’in yaptığı gibi şöyle bir dizeye taşırsak...

“İner birden bir perde
Gece, günden erkenci
Yiter gök, ya yer nerde?

Tak!... Taşların sevinci” (3)

Taş; ne kadar değer ve anlam kazanıyor değil mi?
İşte şiir budur.
Yani, duygudur, düşüncedir, kavramdır, tasarımdır, çağrışımdır ve en önemlisi bütün bu anlam kümelerinin oluşturduğu imgedir.
İmge de elbette sözcüklerle yapılır, üretilir.
Bu anlamda, şiir (belki de dize) sözcüklerle kurulur.
Yani, şiirin en temel ve belki de en ilke maddesiyle.
Bu cümleyi sözcük’ü küçümsemek için yazmadım elbette; ama sözcük içinde varolan çokanlamlılık ve eşanlamlılık gibi, şiirdeki semantiğin kurulmasında önemli katkıları olan değerleri ortaya çıkarmak, sözcük’ün konuşma diline ve yazınsal söyleme taşınmasıyla olasıdır. Bunun da nasıl olacağı yazının başından beri anlatılıyor bilindiği gibi.
Asıl temel soruya geldik galiba.
Peki Mallarmé’nin önermesi yanlış mıdır o zaman?
Yanlış değildir, ama doğru da değildir.
Mallarmé sadece haklıdır.
Kendisinden önce yazılan şiire karşı çıktığı için haklıdır, sonra bu haklılık içinde ciddiye alınması gereken bir öngörü de var galiba. Mallarmé, böyle söylerken bir anlamda modern şiirin temel öğesi olan sözcük’ü öne çıkarıyor çünkü.


Metin GÜVEN

Hiç yorum yok: