13 Aralık 2010 Pazartesi

Edebiyatın Bağımsızlığı

.




Edebiyatın giderek değişmesinden tedirgin olanların sayısı çoğalıyor. Son yirmi yıldan bu yana çok boyutlu bir değişim yaşıyor edebiyat, ama bu bir bütünü anlatmadığı gibi, ona karşı belli bir biçimde yaklaşmak da olanaksız. Bir ucu elmanın kökünden çıkarken, öbürü armutun kökünde. Öte yandan, birbirine benzer koşullar içinde büyüyen her edebiyatın ortak sorunlar içinde yaşadığı da görülüyor. Bir yuvarlak masa, bugün de, en azından gelişmekte olan ülkelerin edebiyatlarını aynı kaygılar ve amaçlar çevresinde toplayabilir.

Yeni teknolojilerin ve yeni zamanlar kültürünün edebiyatı değiştirdiği söylenebilir mi? Birkaç boyutu var. Popüler kültür edebiyatı kendine benzeterek yeniden üretmek istiyorsa, ki bunu gitgide daha çok istiyor, içedönük sıkıntılar yaşanacaktır. Endüstriyel edebiyatın kapılarını popüler kültür tasarımının amaçları aralar, sonra o kapıdan geçmek isteyen yazarlar, yayıncılar ve okurlar çoğalmaya başlar ve edebiyat, o güne dek etkinliğinden yeterince söz edilmemiş bir piyasa yaratır.

Piyasa, ister akla ilk gelen herhangi bir sektör için söz konusu edilsin, ister kitap için, üretim-fiyat-satış-kazanç sarmalını genişletip büyütmeye zorunludur. Kitabın bir meta oluşundan ve bunun bizi endişelendirdiğinden mi söz ediyoruz? Hem de uzun süredir. Orada bir yanını iyi anlatamıyoruz belki. Kitap, biz istesek de, istemesek de, bir metadır. Maliyet-kâr tepkimesi içinde üretilmek zorundadır ve sürekli üretmeyen yayıncının ayakta kalması olanaksızdır. Piyasanın parçası olmak isteyen yayıncı için başka türlü olabilir mi?



Çok satış amacına yönelik olmak


Gelgelelim, şunu da ekliyoruz: Kitabın öteki bütün metalardan farklı bir doğası olduğundan da kuşku duyulamaz. Nitelikli ve yaratıcı düşünce ürünü, edebiyat söz konusu olduğunda, ayrıca sanatsal yaratıcılık ürünü olduğu için, herhangi bir meta değildir kitap. Onu herhangi bir meta olmaktan çıkaran bu doğası, kendine özgü piyasa beklentisini de haklı olarak öne çıkarır. Ama sizin için böyle bu. Yoksa kitap yayıncılığının son yıllarda kitabı sıradan bir meta olarak gören yayıncıların saldırısı altında olduğunu görmüyor musunuz? Bakın, şimdi Hanefi Avcı çıktı, kendisiyle birlikte yayıncısına da para kazandırıyor; dün Atatürk, peygamber, Ergenekon kitapları vardı, şimdi ‘Hanefi Avcılar’...

Alın elinize bir Hanefi Avcı kitabı, evirip çevirin, nitelikli düşünce ürünü olmaktan söz etmiyorum, içi dışı, bir estetik değer olarak çıkmış mı ortaya, bakalım. Her kitabın yaratıcı ya da nitelikli düşünce ürünü olması gerektiğini söylemiyorum. ‘Tuvalet kitapları’ da var –Amazon’da, ABD’de yayımlanan örneklerine bakabilirsiniz–, eğlencelik, ama onları da baskısı, kâğıdı, iç düzeni ve kapağıyla tasarlayıp doğru dürüst yayımlamak zorundasınız. Oysa son yıllarda yalnızca çok-satış amacına göre yayımlanmış kitapların çoğunun bu ölçütlere uygun olmaması, okurları tedirgin ediyor mu, bilmiyorum, ama benim gibi pek çok yayıncıyı kızdırıyor. Demek ki kitabın yalnızca kullanım/değişim değeri, kitap piyasasının da asıl aktörlerini oluşturuyor.

Oysa kitap, içeriğinin doğru dürüst oluşu yanında, bir nesne olarak da nitelikli ürün kategorisi içinde tanımlanmalıdır. Bu durumda 1000 adet basılan nitelikli bir kitabın maliyeti ancak 500 kitap satışıyla karşılanıyor (bazıları 150-200 adet ile maliyetini kurtarırken). Bu tür kitapların bir yılda yayımlanan toplam kitap çeşidi içindeki oranı nedir? Bunu kesin bilmek olanaksız. Ama bir yılda 12.000-15.000 çeşit edebiyat kitabı yayımlanıyorsa, bunun belki yüzde 80’i 1000 adet basılıp bir yıl içinde de tükenmeyen kitaplardır. Oysa piyasa, geriye kalanların, giderek onun da küçük bir bölümünün, bir yıl içinde yayımlanan kitapların yüzde 2-3’ünün ve onların yayıncılarının üstüne kurulmuyor mu artık?




Düşük fiyatın olumsuz etkisi


Dolayısıyla popüler kitapların piyasaya egemen oluşunun, edebiyatın okurla buluşmasının önünde bir duvar ördüğü söylenebilir mi? Bütün niyetlerden bağımsız, öyle bir duvar olduğu görülüyor. Bu konunun tartışılmasında sapla saman da çok kolay karışır. Sözgelimi, popüler kitapların okunmasının nitelikli kitaplardan uzaklaştırdığı savının geçerliliğini tartışmak gerekir. Harry Potter okuyan çocuklar Shakespeare’i ya da Türk masallarını okumuyorsa, hedef tahtasına Harry Potter kitaplarının konması doğru mu? Oysa yalnızca bizde değil, pek çok ülkede edebiyatın popüler kitaplardan böyle hayıflandığı görülüyor ki, çaresizlikten.

Harry Potter’ın okunmasının zararlı olduğu düşünülüyorsa, aynı çocuklara neyin nasıl okutulacağı biliniyor mu? Bana kalırsa, neyin okunup neyin okunmayacağına ne nitelikli edebiyat karar verir, ne de edebiyat yayıncılığı. Günümüzün çocuklarından ve gençlerinden söz ettiğimizde, bunun çok daha kesin olduğu da söylenebilir. Öte yandan, Harry Potter gibi popüler romanların aynı yaş grupları için zararlı olduğu düşüncesini de safsata sayıyorum. Çocukların ve gençlerin yığınsal biçimde okuduğu kitapların onlar için geçerli olduğunu kabul etmek gerektiğini düşünüyorum.

O yaş dönemlerinden çıkınca, iş biraz değişmeye başlıyor elbette. Orada bir aldatmaca var: Çok-satan kitaplar kitap okurunun sayısının da çoğalmasını sağlar; sözgelimi Elif Şafak’ın ‘Aşk’ romanının bir yılda yarım milyon adet satılması, okurları öteki romanlara da gönderiyor mu? Ya da Ahmet Altan’ın kitabının 2,99 liraya yüz binlerce satılması? Sonunda, bazı çok-satan kitapların okur sayısının artışına herhangi bir katkısının olmadığını yaşadığımız deneylerden gördük. Öte yandan, kitabın olağandışı düşük fiyatlarla satılmasının okur çevresinin genişlemesine, olumlu olmak bir yana, olumsuz etkisi olduğu da söylenebilir. Kitabı ayağa düşüren postmodern kültür, sonunda büyük çoğunlukta kitapların yok pahasına edinilebileceği beklentisini yaratacak ki, bunun uzun erimde kitap yayıncılığına zararlı sonuçları olacağı kuşkusuz.



Devlet ile kültür yayıncılığı


Yayıncılık dünyasına dışarıdan bakıldığında, bir grup büyük yayınevinin piyasaya egemen olduğu ilk bakışta görülebilir. Satılan, konuşulan kitapların ezici çoğunluğu neredeyse on büyük yayınevince yayımlanıyor. Kitap fuarları yayıncılık sektörünün olmaktan çıkıp, neredeyse on büyük yayınevinin ve popüler kitapların fuarlarına dönüşmeye başladı. Kitapçıları dolaştığımızda, hemen hep aynı durum çıkıyor karşımıza. Gazetelerin kitap eklerinde kapaklara taşınan, içeride tanıtımları yapılan kitapların neler olduğuna da bakılabilir. Bu durum küçük ve orta büyüklükteki bağımsız yayınevlerini ümitsizliğe düşüren en önemli sorunlardandır. Çözümünü bilen var mı?
Küçük ve orta büyüklükteki bağımsız yayınevlerinin ayakta kalabilmesi, bir edebiyatın niteliğinin korunmasında ve yükseltilmesinde en önemli etkenler arasındadır. Orada çeşitli ülkelerde devlet desteği tartışılıyor. Sözgelimi Kültür Bakanlığı’nın sübvansiyonlarla yayıncılığı desteklemesi kabul edilemez. En akıllıca olanı, devletle kültür yayıncılığının birbirine en uzak noktalarda bulunmasıdır. Yoksa yardım eden, bir gün karşılığını bekler.
Ne ki, devletin varlığından gelen ödevleri de var. Karşılıklı olduktan sonra, yayıncıların bazı kolaylıklar alması, gündemimizde her zaman var. Kültür Bakanlığı’nın yerel kütüphanelere kitap alımı yapması, doğru ilişki biçimlerinden biri. Biz kitap satıyoruz, devlet de kütüphanelerine aldığı bu kitaplar için, yüksek indirimlerle de olsa, ödeme yapıyor. Bilmeyen okurlar için, Kültür Bakanlığı’nın yaptığı alımların bir yayınevinin bir yıllık giderleri içinde dişin kovuğunu doldurmayacak düzeyde olduğunu belirtmek de gerekebilir.

Bağımsız yayınevlerinin ayakta kalması ve korunması, sanırım devletten bağımsız bir sorun. Asıl olan şu: İçinde bulunduğumuz kültür ortamı nitelikli edebiyatın vazgeçilmez bir değer olduğu gerçeğini sürekli üretip tazelemezse, bağımsız yayınevleri zor durumdan hiçbir zaman kurtulamaz.


Radikal Kitap

Hiç yorum yok: