3 Mayıs 2010 Pazartesi

Poetik Terimler ve Açılımlar

.

Her söylem düzleminin ekseni terimlerden oluşur. Terimlerle örülen yapı, kendi içinde bir dizgeleşmedir.Bu dizgeleşme, o etkinliğin ilgilendiği gerçeklik alanındaki çözüm çabalarının bir sonucudur. Çözümün düzeyi, kavramlaştırma düzeyi olarak belirir.

Olgular, dilsel iletişime terimler sayesinde girer ve ancak terimler aracılığıyla bütüne katılır. Terimlerin çevrimine giremeyen olgu bütün dışıdır , iletilemez.

Her söylem biçimi gibi şiirsel söylem de bir bildirişimdir. Bu bildirişimi konu edinen dilsel etkinliğin, yani şiirle ilgili her türlü poetik verimin bir üst dil olduğunu düşünürsek, terimlerin dizgeleşmiş yapıdaki işlevi daha iyi anlaşılır. Şiiri ve şiirsel söylemi konu edinen bir dilsel etkinlik (inceleyen, çözümleyen, eleştiren, kuram oluşturan vb. ) sözcüklerin toplumsal kullanımda edindiği ağırlığı, söyleme ait terimlerin örgüsüne alır. Böylece özel bir uzmanlık alanındaki kesintisiz iletişim için gerekli ortam sağlanmış olur. Gündelik dilde sözcüklerin indirgenmişliğine karşın, terimler gerçekliği / olguyu indirgemez ;sabittir, katıdır.

Dilsel bir tanımı yüklendikleri için, kullanıldıkları dönemde anlamı sabitlerler,ancak yeni yapılanmalar karşısında değerleri değişebilir ya da kullanımdan kalkarlar. Öyleyse, şiiri konu edinen bir söylem- her üst dil gibi - özel terimlere gereksinir. Bu özel terimlerin tanımı tartışılmaz ve kullanıcının amaçlılığıyla indirgenemez.Bir gösteren olarak iki kere işaretlenmiştir ve bir kesinliği belirtir.Anlamının yayılmasını önleyen bir donma halindedir.

* *

Türk şiir ortamındaki düzyazıların bildirişim gücü bu nedenle zayıftır. Bir söylem biçiminin kendi dizgesinden fırlayarak diyalojikleşmesi dışında, terimlerin farklı niyetlerle kullanılması, her türlü iletişimi engeller durumdadır. Şiir incelemeleri ve kuramsal yazılar ya özgün terimlere yaslanmadan ortalama dilin olanaklarıyla üretilmekte,yada her kullanıcı terimlere dilediği anlamı yüklemektedir. Şiir gibi, sözcüğün önemli bir dilsel olanağa dönüştüğü bir söylem biçiminde bile, özellikle şairlerdeki bu savrukluk ve özensizlik, bıktırıcı kuramsal tartışmaları tetiklemekte, dünyada yüz yıl önce uzlaşılmış yazınsal doğrular, değerler, dizgeler ve anlamlar hâlâ ve hep bir çıkmazda yeniden üretilmektedir.

* *

Şiir ortamımızdaki terimsel donanım eksikliği, terimsel uzlaşmazlıklarla da birleşerek, tam bir düşünsel kargaşaya neden olmaktadır. Bunun, yazılan şiirdeki kötü etkilerini konuşmak bile gereksiz.Örnek için anımsayalım: Şiirsel söylem ve yapısı, anlam, ses, gelenek, sözcük, nesnel bağlılaşım,şiirde özne/ nesne ilişkisi, şiirsel zaman/ mekân,bir epistem olarak şiir ve diğer bilme biçimleriyle konumu vb. konularda bilimsel terimlerle sabitlenmiş yazılar o kadar az ki, şiire yeni giren kuşaklar ya kurama bütünüyle kayıtsız kalmakta ya da terim kargaşasını biraz daha çoğaltan " katkı" lara soyunmaktadır. Yalnızca "eleştiri" ve tanıtım amaçlı düzyazılardaki inanılmaz dağınıklığı anımsamak yeter.

Yıllardır şiir konusunda yazılar yazan şairler, terimin herhangi bir sözlükte bulunabilecek karşılığını hiçe sayan bir savruklukla yazabilmekte, sıradan bir kavrama kendince anlamlar yüklemektedir.

* *

Poetika,edebiyat yapıtını değil yapıtın gerçekleştiği dilsel biçimi yani edebi söylemin özelliklerini inceler; dar anlamıyla da şiirsel söylemin yapısına ve işleyişine ilişkin kuram sunar. Poetik yazı belli ki, dili konu edinen bir dil kullanır ve terimlerden oluşan bir iskele

üzerinde yürür. Eskiyen, değeri değişen ya da gerek duyulan yeni terimleri izler ve bünyesine katar. Todorov' un tanımıyla : " Poetika, geniş anlamıyla, dilin hem töz hem de araç olduğu yapıtların yaratılması ya da kurulmasıyla ilgili olan her şeydir." Özetle, özgül ve tekil olana yönelik bir dil çabasıdır ve kendisi de bir üst dil halinde, üst dil kullanan diğer bilimlerle ( sesbilim, anlambilim, retorik ve genel olarak dilbilim ) anlamı net,sabitlenmiş terimler üzerinden ilişki kurar. ( Oysa bilindiği ve ilerde üzerinde konuşacağımız üzere , şiir bir üst dil değildir.) Poetik yazının, verili terimlerden kaçması düşünülemez ve en azından herhangi bir dilbilim sözlüğüyle doğrulanabilmelidir.

* *

Şiir ortamımızın bu tür sözlüklerle gerekli ve özenli bir ilişkiye giremediğini söylemek haksızlık sayılmamalı. İki şiir arasınsa "söylem " farkından bahseden, böylece "söylem" in kişisel olamıyacağını,kişisel olanın "biçem (üslûp) " olduğunu gözden kaçıran şairlerimiz var.Poetik yazıların en azından yarısı şiiri bir üst dil sayar.Benzer terimsel kargaşayı sayısız örnekle anımsamak olanaklı.

Öyleyse, poetik yazılarda zorunlu olarak kullanılan terimlerin / kavramların uzlaşılmış birer im olarak sabitlenmiş anlamı karşıladığı yeniden anımsanmalı, üzerinde gerekli özenle durulmalı ve şiir kamuoyunda süren ayıplı kargaşa en aza inmelidir.

Bu amaçla sürdürdügüm bir çalışmanın kimi bölümlerini DİZE ' de okuyacaksınız. Aslında bu konuya eğilme fikri sevgili Veysel Çolak ' tan geldi.Zaten kendisi önemli şairliğinin yanında, şiir kuramına ilişkin saygın bir emeğin sahibi. İletişim tıkanmasının acısını ve bunun yazılan şiire kötü etkisini en iyi bilenlerden. Bana şöyle yazmıştı :" Bir de kavramlar, terimler sözlüğü yapmalısın. Şiir eleştirisinde, incelemelerinde kullanılan terimlerin ortaklaşa anlamlandırılmaları çok önemli. Bu konuda ürkütücü bir keşmekeşlik var. Aynı dili konuşmadan şiiri tartışmak olanaksız." Ne eklenebilir...

**

Bu konuda daha önce farklı düzeylerde emek harcayanları saygıyla anıyorum. Süren çalışmanın nereye ulaşacağını pek kestiremiyorum : Alışıldık sözlük biçimi zorlanabilir.Terimlerle ilgili birkaç sözcük gerekli açıklamaya yetmeyebiliyor; bu durumda kimi terimler için kısa denemeler yazmak gerekiyor.Sonuçta,elbette katkılarla da zenginleşecek bir verime ulaşmak olası ve zorunlu.

**

Yazı, " öteki" ne ulaşma yolunda umutsuz bir inançtır. İletişim arzusu,seslenme, paylaşma ve dünyayla söyleşerek yalnızlığı azaltma... Tek olanağımız ise DİL. Dilde /anlamda buluşmak için, " ötekiyle " aramızdaki boşluğu geçmek,bu amaçla terimlerin güvenli sabitliğinde yürümek gerekiyor. Aksine davranan zaten soluğu dipte alır.


Celal Soycan

2003

Hiç yorum yok: