27 Nisan 2010 Salı

Şiirin Kolaylaşması

.



Birkaç yıl önce daha "Kapalı Şiir" akımı ortaya çıkmadan, bir şair arkadaş söylemişti: Orhan Veli şiiri kolaymış, kolayca yazılıveren şiirmiş. Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi yazmak güçmüş. Konuşmanın bu yola neden döküldüğünü de hatırlıyorum: Behçet Necatigil kendi alışılmış şiirinden uzaklaşan birtakım denemeler yapıyordu o günlerde. Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya yönelen denemeler. Ya da bana öyle gelmişti. "Ne gereği var bunun?" gibi bir söz etmiştim. Aldığım yanıt şu olmuştu: "Güç şiire yönelmek istiyor. Bir kolaylığı vardı şiirinin, ondan kurtul­mak istiyor." Sonra işte o yukardaki düşünce...

Oysa ben bunun tam tersine inanıyordum. Gerçi Behçet Necatigil bir biçim kolaylığına ermiş sanatçılardandı. Dış yapı bakımından alı­şılmış bir biçimi sürdürüyordu (tekrarlıyordu da denebilir). O yapıyla, o söyleyişle kolayca kendi kendisi olabiliyordu. Bundan bıkmıştı belki. Ama içerik bakımından, duygu, düşünce bakımından bir kolaylığa yö­nelmiş olduğu söylenemezdi. Her şeyden önce, şiir duymaya, şiir dü­şünmeye, şiir yaşamaya çalışıyordu. Yeni şairler arasında, yazdıkları ile yaşayışını onun kadar bağdaştırabilmiş pek az kimse vardı. Daha önce çözülmemiş, sanatlaştırılma yöntemleri ortaya konmamış bir duygu, bir düşünce yükünü, kendi taşıdığı bir yükü çözmeye, sanatlaştırmaya çalışmış, böylece de kendisine özgü bir dış yapıya, bir biçime ulaşmıştı, bir bireşim, bir içerik ile biçim bireşimi yaratmıştı. Sonra belki o dışı, o biçimi doldurup boşaltarak (dıştan içe, biçimden içeriğe giderek) bir alışkanlığı sürdürürken, şiirlerini çoğaltırken bunda bir kolaylık gör­dü -biçimin kalıplaşmasından gelen bir kolaylık— ondan kurtulmak istedi.

Gene de Behçet Necatigil şiirine kolay şiir demeyi aklım almıyor.

Hele Orhan Veli! Şiiri bütün kolaylıklarından sıyıran, sonuna kadar güçleştiren, “yazılamaz”ın kıyısında dolaşan bir sanatçı! Ne zaman Garip’i elime alsam bunu düşünürüm. Garip akımı kadar şiirin elini kolunu bağlamak istemiş akım azdır sanıyorum.

Orhan Veli o kitaba yazdığı önyazıda, şiirin ne olmadığını anla­tırken, ya da anlatmaya çalışırken o kadar çok şeyi bir yana atmıştı ki şiir "yazılamaz" bir şey olmuştu. Bütün kolaylıkların ötesinde, salt şiir. Ama Garip’teki şiirler gerçekten o yazıdaki düşüncelerin "NETİCE"si mi? Sanmıyorum. Yazıda kötülenen kolaylıklar -belli belirsiz— gene girmişti o şiirlere (bugün belli belirsiz değil, açıkça görülüyor). Ama öylesine az girmişti ki! "Yazılamaz"ı "yazılabilir" kılacak kadar. O şiir­ler belki de dilimizin en güç şiirleriydi. Orhan Veli’nin şiir alanındaki gelişmesi şöyle de özetlenebilir: kolaylıklara dönüş. En güzel şiirlerini, son yıllarında yazdığı şiirleri yazarken şiirin kolaylıklarından bol bol yararlanıyordu.

Burada şunu söylemeliyim: Şiirin güç olması bir üstünlük değil. Kolay şiir kötü, güç şiir iyidir, denemez. Kolaylığın, güçlüğün güzel­likle doğrudan doğruya bir ilgisi yok.

Orhan Veli bunu anlamış mıydı, sezmiş miydi, bilmiyorum. Ama, kısa zamanda, şiiri bir ustalık denemesi, engellerle doldurulmuş alan­larda güçlükleri yenme savaşımı olarak görmekten vazgeçti. Anlayışla­rın ötesinde güzel olana yöneldi.

"Kolaylıklar" derken neyi anlatmak istediğimi azıcık daha açma­lıyım sanırım. Şiirde ilk akla gelen kolaylık araçları ölçü ile uyak. Bu ikisi, geniş anlamıyla konuşursak "biçim" olarak, dar anlamıyla konu­şursak "kalıp" olarak şiire büyük kolaylıklar sağlayan şeyler. Öyle ki, şiirleşmemiş içerikleri ölçü ile uyağı kullanarak şiirmiş gibi gösterebilir bir şair. Bugün bu pek olmuyor. Öylelerine şair değil de, "manzumeci" diyorlar. Ama eskileri düşünün. Ölçü-uyak ustalığı ile şair geçinmiş kimseler yok mu? Ya da bugün yarı şiirleşmiş içerikleri değişik, ileri, gelişmiş, incelmiş bir ölçü-uyak anlayışının yardımıyla şiirleştirenler yok mu? Kötü bir şey mi bu? Bence, değil, işinin ustası olduktan son­ra... Bir güzellik yaratabildikten sonra... Daha bunun gibi ne kolaylık­ları var şiirin, iş onlardan yararlanmasını bilmekte.

Fazıl Hüsnü Dağlarca için, "Şiir fabrikası gibi," dediğim zaman, bu sözü onu kötülemek isteğiyle söylediğimi sananlar oluyor. Oysa bir övgü diye de alınabilir bu söz. Bence, Fazıl Hüsnü Dağlarca şiirin iç-dış bütün kolaylıklarını belki de en ustaca kullanan şairimiz.

İç-dış dedim; ölçü ile uyak bir dış kolaylık. Buna karşılık iç kolay­lıklar da var: imgeler, benzetmeler, değiştirimler, atlamalar, karanlık­lar, vb. Evet, bence öyle: Şiirde kapalılık -içerik bakımından- büyük bir kolaylık.

Bugün şiir yazmak eskisine oranla çok daha kolaylaştı. Bir kere, şiirleştirme yöntemleri çoğaldı, çeşitlendi. Eskiden şiire kolay kolay sokulamayan birçok düşünce, birçok duygu bugün "şiirleştirilebilir* oldu.

Günümüzün şiirini "anlamsızlık" yolunda yürüyen bir akım olarak, eski şiire bir tepki olarak görüyorsanız, bu söylediklerim size saçma gelecek, biliyorum. Ama bir geri dönüşü düşünürsek, bu şiiri eski şiire, açık şiire karşıt değil de, onun yanında, ona eklenmiş olarak düşünürsek, kolaylıkların böylesine çoğaltılmış olmasını göz önünde tutarsak...

Kısacası, şiirin anlatma gücü arttı gibi geliyor bana, büyük şairleri bekleyen bir yol açıldı gibi geliyor, söyleyecek sözü olan şairleri bekle­yen bir yol. Gene de kolay değil.Çünkü BÜYÜK şiir bunca kolaylığın ortasında da GÜÇ olan şiir. Yalnızca İYİ olan şiirden de bu özelliğiyle ayrılıyor sanırım.


- Mehmet Fuat

İkinci Yeni Tartışması, Adam Yay., İstanbul, 2000

Hiç yorum yok: