6 Nisan 2010 Salı

Edebiyat Tarihi Görüşü

.



«Edebiyat tarihi» kavramı düş gücünü çalıştırmayı, geçmiş bir çağ ya da ortadan silinip gitmiş bir beğeniyle derin bir uygarlığı, duygu birliğini gerektirmektedir. Birçok uygarlığın altta yatan durumları, genel yaşam görünüşleri, davranışları, kavramları, önyargıları başarılı çabalar sonucu yeniden yaratıldı, görüşünü savunan Austin Warren, devamla diyor ki:

Edebiyat çalışmalarında tarihsel bir yeniden yaratmaya girişmek yazarın
ereğine büyük önem verilmesine yol açtı; bu ereğin eleştiri tarihi içerisinde incelenebileceği söylendi. Genellikle, ereği ortaya çıkarır, yazarın buna ulaştığını
görürsek eleştiri görevini yerine getirmiş olacağımız ileri sürülüyor. Artık bir
ya da iki yerine ayrı ayrı doğru yanları olan yüzlerce bağımsız, ayrışık, karşıt
edebiyat görüşü vardır.

Edebiyat tarihinin ana konusunun yazarın ereği olduğu düşüncesi iyice yanlıştır. Bir sanat yapıtının ereği yapıtın anlamını gölgeleyemediği gibi aralarında bir eşdeğerlik de yoktur. Anlam, bir değerler birliği olarak bağımsız bir yaşam sürer. Sanat yapıtının bütünsel anlamı yalnızca yazarıyla çağı için taşıdığı anlamın sınırları içinde tanımlanamaz; bir uc uca katılma eyleminin sonucu, çağlar boyu süregelen okur eleştirilerinin tarihidir. Bütün bu gelişimin bir yana itilip yalnızca başlangıcın ele alınmasını isteyen tarihsel yeniden yaratımcılara, uymanın gereği, olanağı yoktur elbet.

Geçmişle ilgili değerlendirme işlemi süresince XX. Yüzyıl adamı olmaktan çıkmak üstesinden gelinir şey değildir: Homer'in, Chaucer'in çağdaş okurları olamayız; Londra'daki Globe, Atina'daki Dionysos tiyatrolarının seyircileri arasına katılamayız. Düşsel bir yeniden yaratışla, geçmiş bir görüş açısına edimli katılış arasında aldatıcı bir ayrım olacaktır hep. Hamlet'in kendi çağı seyircisi için taşıdığı anlamı, yeniden yaratmayı gerçekten başarmış olsaydık, yaptığımız iş onu verimsizleştirmekten öte bir şey olmazdı; sonraki kuşakların bulduğu düşünceye uygun anlamları engellemiş, yeni yorumlar bulma olanağını ortadan kaldırmış olurduk.

Bilimsel tarih görüşünde ise; edebiyat tarihi, fikirlerin, felsefenin, dinlerin, sosyal doktrinlerin tarihinden sayılır. Edebiyat tarihi ancak ifade ediliş tarzlarından ayrılmaz bir şekilde bize kendisini gösteren fikirlerin felsefesi, sosyal veya başka neviden fikirlerin, hislerin tarihidir. Edebiyat tarihinin özelliği budur; ve o, ancak, bu özelliği taşıdığı ölçüde adına uygun olabilir. Edebiyat tarihinin konusu, biçimle özün birliğidir. Edebiyat tarihi, kendilerine gerekli kıldıkları ve buldukları biçimlerle ilgili özlerin tarihidir.

Edebiyat tarihi, edebiyatın gelişme kanunlarını ,ihtiyatla ve en dakik bir şekilde tayin ve tarif, etmeğe çalışır. Toplumun gelişme kanunlarının meydana çıkarılması nasıl mümkün olmuşsa, edebiyatın gelişme kanunlarının meydana çıkarılması da öylece mümkündür.

Böylece yaratışın hürlüğünü ve kendiliğihdenliğini inkâr ettiğimiz sanılmamalı. Artistik yaratışın hürlüğü ve kendiliğindenliği hiç de objektif şartların varlığı ile uyuşamaz değildir. Bunun gibi dehanın önemini de küçümsemiyoruz. Bilimsel tarih anlayışı, dâhilere, büyük adamlara, dev insanlara lâyık oldukları büyük yeri daima verir. Fakat bilimsel tarih anlayışı, bu dâhilerin v.s. dehalarının neden ibaret olduğunu da izaha çalışır. Bunların niçin dâhi oldukları ise, ilmin bugünkü durumu için sahte bir problemden başka bir şey değildir. Bu bakımdan Sophie Trebuchet ile general kont Sigisbert'in aşklarından doğan mariz çocuğun niçin mutlaka Victor Huğo olması gerektiğini izaha kalkışmak gibi safdilce bir bilim anlayışı bizden uzaktır. İşimiz beyin kıvrımları arasında, deha denilen şeyin yuvarlandığı oyunu araştırmak değil, Hugo'nun eserinin neden dolayı dâhice olduğunu izah etmektir.

Sainte-Beuve'ün subjektif ve idealist eleştiriciliği için de öyle. Bu hususta, Lanson'un, kabiliyet veya dehanın güya kontrolü imkânsız sübjektif tarafını teşkil eden «izah edilemez tortu» nazariyesi hakkında Plehanov'un yazmış olduğu güçlü eleştiriyi hatırlatmakla yetineceğiz.

Cid'i niçin Corneille yazdı da başka birisi yazmadı? suali Plehanov'un belirttiği gibi, bilimsel edebiyat tarihi için hiçbir değeri olmayan bir sorudur. Bununla beraber, ferdî faktörün edebiyatta birinci plânda bir rol oynadığı inkâr edilemez. Onun için her türlü basitleştirici ve mekanist izah tarzından uzak kalınmalıdır.


Edebiyat Sanatı; Seyit Kemal Karaalioğlu. İnkılap Yayınları 1980. s: 192-193

Hiç yorum yok: